Sınai gelişme olmadan
altı yüz yirmi üç yıl hükmetmiş büyük bir devletin ayakta durabilmesi ve varlığını
devam ettirebilmesi mümkün müdür? Devrinde dünyanın süper güçlerine karşı karşı
koyabilen Osmanlı yükselme çağlarında ileri bir teknolojiye ve gelişmiş bir
sınai sektöresahipti.Osmanlı devletinde
sanayileşme Denizcilikve Tekstil sanayinde
başladı diyebiliriz.1453 yılında İstanbul’un fethiyle başlayan Tersane ve liman
inşaatları ve Top döküm teknolojisindeki üstünlük bunun en bariz
misalidir.Osmanlı sanayinin gelişimini iki farklı döneme ayırmak gerekir. Çünkü,Osmanlı
sanayisi,geleneksel sınai üretim tarzının hakim olduğu dönem ile,sanayi
devriminin tesiriyle geleneksel
sanayilerin gerilediği,değişim ve yenileşme fikirleriyle de batılı sanayilerin
faaliyet biçimlerinin esas alındığı 19.yüzyıl ve sonrasında farklı yapısal
özelliklere sahiptir.
Osmanlı İmparatorluğu’nda iktisadi faaliyetler geniş ölçüde
sanayi devrimine kadar devletin kontrolü altında yürütülüyordu. Dolayısıyla
sınai müesseseler de aynı kontrol mekanizması altında bulunan loncalar
içerisinde faaliyetlerine devam ediyordu. Mesela 17.yüzyılda İstanbul’da
yaklaşık 1100 esnaf birliğine bağlı 25000 işyeri vardı.Bu işyerlerinde usta,
kalfa ve çırak olarak toplam 80.000 kişi,ortalama 3-4 kişi çalışmaktaydı.
Osmanlı Devleti’nde lonca sistemi içerisinde başta pamuklu
ve yünlü dokumacılık olmak üzere ipekçilik, halıcılık,dericilik,ağaç
işlemeciliği,çinicilik,bakır ve demircilik,bıçak,kılıç,kama,tabanca ve tüfek
yapan silah imalatçılığı,terzilik,kunduracılık ve kuyumculuk gelişmişti.Bu
sanat dalları ülkenin çeşitli bölgelerinde babadan oğul’a intikal eden
meslekler olarak faaliyetini sürdürüyordu.
Lonca bünyesinde faaliyet gösteren küçük iş yerleri
genellikle mahalli ihtiyacı karşılarken,ordu ihtiyacını karşılayan veya ihracat
için üretim yapan büyük tesisler lonca sistemi dışında meydana
gelmiştir.Yukarıda belirttiğimiz vechile denizcilik sektöründe sanayileşme 1390 yılında Çanakkale Gelibolu’da zamanın
büyük tersanelerinden birikurularak
donanmanın ihtiyacı olan savaş ve nakliye gemileri inşa edilmiştir.Bu çalışmalar
1453 yılında Fatihle zirveye çıkmıştır. 2.Beyazıtve Yavuz devirlerinde de sürdürülmüştür. Nitekim
İstanbul’da Haliç, Hasköy ve Camialtı tersaneleri ve Yavuz devrinde ise Kasım
Paşa tersanesi kurulmuştur. Bugün hala işlemekte olan bu tersaneler Osmanlıdan
cumhuriyete bırakılan ağır sanayi tesislerinin en önemelilerindendir. 1792 ise
Tersane-i Amire içerisinde teknolojik çağa ayak uydurmak için ise
Mühendishane-i Berri Humayun isimli okul kurulmuştur. Aynı tarihlerde ise
Avrupa da sanayi devrimi yaşanmaktadır. Bu tesis bugünkü Teknik Üniversitenin
temeli olmuştur. Harp sanayinin önemli kuruluşlarından baruthaneler
İstanbul,İzmir,Gelibolu,Selanik ve Temeşvar’da (bugünkü Romanya) bulunuyordu. Diğer
bir sanayi kuruluşu da Tophan-i Amiredir. İstanbul, Edirne, İslimye, Trabzon, Sofya,
İşkodra ve Manastır’da tabanca ve tüfek, Şam ve Erzurum’da bıçak ve kılıç
imalathaneleri bulunuyordu.
19.yüzyılda Osmanlı sanayi geleneksel yapıların dışında bir
gelişme seyri izler.Batının model alındığı bu yüzyılda devlet büyük sanayi
tesisleri kurma politikasına hız vermiştir.Büyük ölçekli sanayi işletmelerinin
ilk dalgası 1830 ve 1840’lı yıllara rastlar.1840’lı yıllarda toplam bütçe
gelirlerinin 1/8’i sanayi alanına,fabrikaların inşa ve üretimine ayrılmıştır.Bu
oran 1847-8 de 1/8’den 1/6’yayükselmiştir.Bu
yıllarda Osmanlı yöneticileri Avrupa’dan en son teknoloji kullanan makineler
ithal ederek devlet mülkiyetinde bir dizi fabrika tesis ettiler..
1804 yılında Beykoz’da kurulan ve 1836 yılına kadar çalışan
kağıt fabrikası 19.yüzyılda kurulan büyük ölçekli sınai tesislerin öncüsü
sayılır.1843 yılında yapımına başlanan ve 1846 yılında üretime geçen İzmir
kağıt fabrikası aynı sektörün ikinci fabrikasıdır. Dokuma ve deri sektörleri
ise Osmanlı sanayileşme sürecinde başı çeker.Hatta 18.yüzyılın başlarında ve
ikinci yarısında(1703 ve 1777)
İstanbul’da çuha (kumaş) imalathanesi kurma teşebbüsleri vardır.Beykoz deri ve
kundura fabrikası,ordu ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak Evkaf-ı Humayun
Nezareti’ne bağlı Eyüb’de iplik fabrikası (İplikhane-i Amire), Feshane-i Amire
Tanzimata gelinceye kadar tesis edilen önemli kuruluşlardır.
Tanzimat dönemine girildiğinde bu tür büyük tesis kurma
politikası aynen devam ettirilmiş ve “Fabrika-ı Humayun” olarak nitelenen çok
sayıda devlet fabrikası kurulmuştur. Bu dönem çoğu devlet eliyle 160 civarında
fabrika tesis edilmiştir. Yine aynı dönem içerisinde bir kısım tesisler
modernleştirilirken bir kısmı da değişen ihtiyaçlara göre yeniden organize
edilmiştir.1836’da üretime başlayan İslimye çuha fabrikası buna güzel bir örnek
teşkil eder. 1842 yılında İslimye’de ikinci bir fabrika inşasına daha başlanmıştır.
Aynı yıllarda ordunun kumaş ve fes ihtiyacını karşılamak amacıyla İzmit çuha
fabrikası (Basmahane) tesis edilmiştir. 1850’de özel teşebbüs tarafından el
dokumacılığı ve basmacılığı yapmak üzere Bakırköy’de Basmahane kuruldu.
Aynı dönemde sanayi faaliyetleri içerisinde diğer bir
gelişme ise birçok üretim biriminden oluşan bugünkü sanayi sitelerine benzer
kuruluşların yer almasıydı. Bunlardan ikisi Zeytinburnu tesisleri 1842-43
yıllarında kurulmuş ve demir üretimine yönelik olarak işlemiştir. Bakırköy
sanayi kompleksinde ise iplik bükme atölyesi,yünlü ve pamuklu dokuma
fabrikaları vb. tesisler bulunuyordu.
Dokumanın yanısıradevlet deri sektörüne de el atmıştır. 1810 yılında Debbağhane-i Amire’ye
dönüşecek olan tesisin kuruluşu 1800’e uzanır. Harbiye Nezareti bünyesinde yer
alan fabrika 1842’de makinelerle donatılır.fabrikada 1884 yılında kundura imal
edilmeye başlanır. I. dünya savaşında ordunun deri ve kundura ihtiyacının
karşılanmasında fabrikanın büyük katkısı olmuştur.Ordu ve sarayın ihtiyacını
karşılayan dokuma ve deri fabrikaları Cumhuriyetin devraldığı belli başlı
sanayi kuruluşlarıdır.Dokuma ve derinin yanında 19.yüzyılda devletin el attığı
diğer bir alan savunma sanayidir.
Dönem içerisinde Osmanlı özel teşebbüsüne gelince,bu alanda
büyük kısmı itibariyle yabancı uyruklu vatandaşlar etkili olmuştur.Osmanlı
Devleti Kapitülasyonlarının (teslimiyetci) getirdiği bazı kolatlıklar, vergi
indirimi ve zengin hammadde kaynakları dolayısıyla yabancılar için cazip bir
yatırım ülkesi olmuştur.Türkler ve azınlıklar sermaye azlığı sebebiyle ancak
yabancıların giremediği yörelerde faaliyet göstermişlerdir.
19.yüzyılda ithal malı teknoloji kullanan kapitalist sanayi
işletmelerinin ikinci dalgası ise 1800 ‘lerden itibaren gelişmiştir. Bu
işletmelerin bir bölümü yerli, bir bölümü de yabancı sermayedarlar tarafından
kurulmuştur.
19.yüzyılın son çeyreğinden itibaren ticaret alanında
görülen gelişmenin ve ulaşım iletişim araçlarının etkinleşmesin inde tesiriyle dokumacılık,
debbağcılık gibi alt alt sektörlerde ilerlemeler kaydedilmiştir. Mesela 1907
-1913 arasında sınai üretimde % 45 oranında artış gerçekleşmiştir.
I.Dünya savaşına kadarki dönemde kurulan en büyük sanayi
işletmeleripamuklu, yünlü ve ipekli tekstil
dallarında iplik, bez ve kumaş üreten fabrikalardı. Ayrıca çeşitli gıda
maddeleri, yağ ve sabun fabrikaları ile çimento ve tuğla gibi inşaat sektörüne
hizmet eden fabrikalar ve imalarhaneler kurulmuştu.
II.Meşrutiyet yıllarında yapılan sanayi sayımına göre
Osmanlı topraklarında sanayi kuruluşlarının % 55 ‘i İstanbul ve çevresi ,%22’i
İzmir ve çevresi ,%20’si İzmit-Bursa çevresi,%3’üde Selanik ve çevresinde
toplanmıştır. 1913 yılı için toplam 269, 1915 yılı için 282 sanayi kuruluşu yer
alır.Gıda sanayi tüm işyerlerinin % 27 ,dokuma sanayiyine % 27,7 ,kırtasiye sanayi %19,6 deri
sanayi %4,6 ‘sını oluştururu. İstatistik de yer alan kuruluşlardan 1915’de 264
kuruluşun 214 ‘üözel sektöre yani
gerçek kişilere aittir.Bunlardan 28 kuruluş ise anonim şirket olarak kayda
geçmiştir.Büyük sermaye gerektiren çimento,pamuklu dokuma gibi sektörler anonim
şirketler tarafındankurulmuştur. İşletmelerin
22’i hükümet ve hazine-i hassa elinde gözükmektedir.Yapılan bir araştırmada
gerçek kişilere ait işletmelerin % 19,62sı Türk –İslam Unsurlarının ,%80,4’ünün
ise gayr-i Müslimlerin elinde bulunduğu tesbit edilmiştir.Savaş yıllarında
dağılım büyük ölçüde Türk –İslam unsurlarının lehine gelişmiştir.
1915 yılında başka bir sanayi sayımı yapılmıştır. Mr. Antoniades
ve E.Yeni Dünya tarafından yapılan sayım batı Anadoluluyu kapsayan sayıma göre
3315 işletmede 21914 işci çalışmaktadır.
-OSMANLI DEVLETİ GERÇEKTENSONYÜZYILDA YAPILANSANAYİİ DEVRİMİNE AYAK UYDURAMADIMI ?
Osmanlı sanayi tesislerinin ürettiği ürünler,18.asrın ortalarında Fransız
sefareti tarafından hazırlatılan bir rapora bakılırsa Avrupa sanayi ürünleri
ile rekabet edebiliyordu.Mesala Fransız gemicileri kendi yelken bezlerinden %
25 daha pahalı olan Gelibolu bezini tercih ediyor ve boğazdan geçerken bez
almadan çıkmıyordu.Çünkü Gelibolu bezi daha kaliteli idi.İslimyede dokunulan
sarı ve kırmızı renkli kumaşlar Avrupada beğenilen kumaşlardı.Yine 18.sonunda
gelinceye kadariç Pazar ihtiyacının ötesinde yabancı ülkelere ihracatı
yapılıyordu.
Ne varki batıda gelişen sanyii devrimi Osmanlı sanayinin
rekabet gücünü kıracak .batılı sanayi ürünleri Osmanlı ülkesini istilaya
başlayacaktır.Avrupa sanayi ürünlerinin rekabetinden bilhassa Osmanlı sanayinin
bel kemiğini teşkil eden Pamuklu sanayi etkilenmiş ,Manchester fabrikalarının
ezici rekabetine maruz kalmıştır.Osmanlı Islah-ı sanayi komisyonu ‘nun 1868
tarihli bir mazbatasında 30-4- sene zarfında İstanbul ve Üsküdardaki kumaşcı
tezgahlarının 2750’den 25’e Kemhacı (……...) tezgahlarının 350’den 4’e ,çatma
yastıkcılar tezgahlarının 60’dan 8’e indiği belirtilmektedir.Artık Osmanlıda
sanayi mallarını ihraç etmek yerine ham madde olarak ihracına
başlanılımıştır.Bu süreç cumhuriyetin ikinci yarısınınsonuna kadar sürmüştür.anadolu kentlerinde
aynı gerileyiş başlamıştır..Mesala Anadolunun Diyarbakır,Bursa gibi bölgeleride
dahil olmak üzere değişik yörelerinde 1850’lerde tekstil ürünleri üretimi
30-40yıl öncesine göre onda birine
gerilemiştir.
Osmanlı devleti batı sanayinin ihtiyaç duyduğu pamuk,yün
,ipek ,tiftik ve maden bakımından çeşitli kaynaklara sahipti.üstelik Osmanlıda
batı mallarını tüketecek bir toplum bulunduğu gibi ,Osmanlı sanayide batı
sanayi ile rekabet edbilecek güçte değildi.Batı sanayi ürünleri
İsatanbul,İzmie,Trabzon,Salanik,Samsun ve Beyrut gibi merkezlere de kolayca
ulaşım imkanı mümkündü.Bu merkezler üzerinden 1850 ‘li yılların sonlarına doğru
inşasına başlanacak demiryollarıvasıtasıyla Avrupa malları daha içerilere kadar taşınabilecek,Osmanlı
hammaddeleri de aynı yoldan İngiltere ve diğer batı ülkelerine ihraç
edilebilecekti.batılı ülkeler açısından görülen bu avantajlara ilave olarak
Osmanlı Devletinin iç bünyesinde siyasi zafiyetler de bu bu ülkelere daha başka
imtiyazların kazandırılmasında rol oynayacaktı.Yabancı tüccarların karlarını
azaltan Osmanlı Devletindeyürürlükteki
gümrük mevzuatının değiştirilmesi ,yed-i vahid(…yedi birlik emaneti) usulünün
ilgası batı mallarının ülkenin her tarafına satabilmek veya oralardan aldıkları
Osmanlı mallarını aynı şekilde yurt dışına çıkarabilmeyi mümkün kılan 1838
ticaret antlaşması Mehmet Ali Paşa’nın isyanıyla gerçekleştirilecektir.
Bu anlaşma Osmanlı sanayi için dönüm noktası olmuştur.1820’lerden
itibaren başlayan yabancı mal ithalatı anlaşmanın datesiriyle yüzyılın ortalarına doğru doruk
noktasına ulaşmıştır. Zaten batılı sanayiler rekabet gücü kazanamamış olan
Osmanlı sanayi anlaşmanın da getirdiği serbestiye ile iyice korumasız kalmış ve
gerilemiştir. Netice olarak Osmanlı ticaret dengesi aleyhte gelişerek Osmanlı
ekonomisi kapitalist dünya ekonomisi yörüngesine girmiş ve 19. yüzyıl boyunca
giderek dünya kapitalizmine açılmıştır.
OSMANLI SANAYİNİN BATI KARŞISINDA REKABET GÜCÜNÜ AZALTAN
SEBEPLER..!
Osmanlı yöneticilerinin sanayi geliştirme yönündeki
çabalarına gelince hemen belirtelim ki Osmanlı devletinde sanayileşmenin
farkında olmayan devlet adamı yoktur denilebilir.Bu sebeple çok bilinçli bir
sanayileşme faaliyeti ve politikalaşmauygulanıyordu.Mesela III.Selim’in ülkenin sanayi problemiyle yakından
alakadar olduğu görülür.Milli sanayinin geliştirilmesi için çok çaba
göstermiştir.Sultan Abdulaziz’de yerli ürünlere itimat eder, hatta Trabzon
bezinden hilali gömlek giyerdi. Vefat ettiği zaman üzerinden çıkarılan gömlek
Trabzon bezindendi.Avrupa sanayi tekniklerini ülkeye sokmak için Osmanlı
yöneticileri 1840 lara kadar beklemedikleri örneğin 1790’lara kadar geri
gidilirse askeri malların imalatını gerçekleştirmek için III.Selim’in yoğun
çaba gerçekleştirdiği görülür.O, daha 1793-94 gibi erken yıllarda Avrupai
manada top,tüfek,maden ocakları,barut üretimi için çağdaş Avrupa tekniklerini
ve teçhizatınıülkeye sokmuş ve
kullanmaya başlamıştı.1804 yılında
Osmanlı sanayinin
batı karşısında rekabet gücünü azaltan sebeplerin başında 1775 yılında batı’da
gelişen sanayidevriminin önemli rolü bulunuyordu.zira
19.yüzyılın başlarından itibaren geleneksel sanayimizi etkisi altına alan
sanayi devrimi toplu üretimi getirmiştir.Bu konuyu şu başlıklarla sıralayabiliriz.
1.sanayi devriminden sonra Batı ülkeleri Toplu üretim
yaparak birim başına ucuz ürün çıkardı.
2. Ayrıca dahili gümrük vergilerinin Osmanlı sanayi’nin bazı
dalları üzerinde yıkıcı tesiri olmuştur. Yabancı mallar %5 oranında ithalat
vergisi ödedikten sonra Ülke dahilinde serbestçe dolaşabildiği halde ülkenin
bir yerinden diğer bir yerine sevk edilen yerli mallar aşağıdaki vergi
türlerine tabi tutuluyordu: Amediye, Leftiye,
Mürüriye, Mastariye gibi çok çeşitli vergilere tabi idi.
1838 yılında
imzalanan İstanbul Balta limanı anlaşmasıyla kendini iyice gösteren İthalat
vergileri 1838’e kadar %3,1836-62 arasında %5,1862-1902 arasında % 8 olarak
tespit edilerek yerli sanayi kapitalizme karşı korumasız bırakmıştır.
3.Üçüncü neden olarak da değişen ihtiyaçlaryani arz ve talebin değişmesidir..Tanzimat
sırasında önce askerin sonra sivillerin kıyafeti değişmiştir.Halk Avrupa
kıyafetini olduğu gibi,yavaş yavaş Avrupai kumaşı datercihe başlamıştır.İhtiyaçlardaki bu değişim eski sanayi tesislerinin
ürünlerinin sürüm sahasını daraltmıştır.
4.Osmanlı Toplumunda Sermaye
yetersizliği, tecrübe yokluğu ve toplu olarak hareket etmenin ferdi üretime
nazaran sağladığı faydaların anlaşılamaması.
6.Kuşkusuz toplumda var olan bazı zihniyet sorunları daOsmanlı sanayisini geciktiren faktörlerden biridir.Örneğin; üretimin
hakir görülmesi küçümsenmesi gibi. Buna mukabil işçiliğin toplumun en aşağı
katman olarak kalması ve küçümsenmesidir Ayrıca ‘’bir tezgah bir dükkan kendi
aşım ağrımaz başım ‘’felsefesinin çok yaygın olması. Buda maliyetleri artıran önemli
bir faktör. Bu felsefe maalesef bugünde geçerli.
7.Devlete asker ve memur olma: En önemli sebeplerden
biriside Osmanlıda yaygın bir gelenek
olan devlete kapılanıp kılıç kuşanmanın ve kalem efendisi yani memur ve asker
olmanın toplumda geçer akçe sayılmasıdır.Tıpkı bugünkü gibi.”
8.Ayrıca1856 yılında
gerçekleşen Islahat fermanıyla yabancı sermaye tanınan aşırı haklar yerli
sanayinin gelişmesini engellemiştir. Kendini güvencede hisseden yabancı sermaye
Osmanlıya akın etmiştir. Nitekim sağladıkları düşük gümrük oranlarıyla Osmanlıya giren kumaş
çeşitleri 18 fabrikadan 16 ‘sının kapanmasına yol açmıştır.
9.Başka bir sebep de Esnaf loncalarının tutumudur. Esnaf
Loncalarının tutumu Osmanlı sanayinin ileri teknolojiye geçmesine fırsat
vermemiştir. Esnaf Loncaları kendilerini işsiz bırakacağı gerekçesiyle yeni
teknolojilere’’ birazda haklı gerekçeyle ‘’sıcak bakmamışlardır. Benzer bir
tutum bugün de geçerlidir. Robot teknolojisine işçi sendikaları itiraz ederek
arkadaşlarının işsiz kalmasını protesto etmektedirler. Aynı kaygı matbaanın
Türkiye’ye girişinde de yaşanmıştır.
10.Birinci dünya savaşının - İtihad ve Terakki
hükümetlerinin Osmanlının başına açtığı kargaşa ve anarşi ortamı, Balkan
savaşları,kuzeyAfrika’yı kaybetme,ve
birinci dünya savaşına bizi sokmaları Osmanlı sanayinin gerilemesine sebep
olmuştur. Oysa 1912 balkan savaşlarına kadar Osmanlı sanayi hiç de
küçümsenmeyecek oranda rekabet gücüne sahipti.Eğer bu saydığımız badireler yaşanmasaydı
Osmanlı Amerika gibi güçlü bir süper güç olamaya devam edecekti.çünkü Birinci
cihan harbine girecek bir gerekçemiz ve sebebimiz yoktu.Bu tamamen o zamanki
ulusalcı ve Osmanlı karşıtı yönetimi yüzünden olmuştur.
11.Bir başka önemli sebep de1838 ve 1856 yılında başlayan anlaşmalarla yabancılar Osmanlıya akın
etmişlerdir Osmanlı gelmeden ilişki ve irtibat kurdukları kimseler yerli
ekalliyetler dediğimiz Rum Ermeni ve Musevi işadamları olmuşlardır. Bu
kimselerin yabancı dil bilmeleri ,birlikte sosyal uyum sağlamaları yabancılara
güven telkin etmiş ve birlikte iş yapmaya başlamışlardır.Bu sebeple1838 yılından itibaren girişilen yatırımlarda
muhakkak yerli azınlık mensubu Osmanlı vatandaşları mevcuttur. Bu o günkü
şarların gerektirdiği belki realistçe bir davranıştır diyebiliriz. Ama bu Osmanlı
da yerli sanayi ve sanayicinin gelişmesine kısmen engel olmuştur diyebiliriz. Avrupalılar
ise bütün Distribütörlükleri de yerli azınlıklara vermişlerdir.Bu günde aynı
sosyal ve kültürel çevreler batılı şirketlerin distribütörlüklerini almaya
devam etmektedirler.
Tanzimat idarecileri de devletin gelirlerini artırabilmek
için ziraat, sanayi ve ticaret olmak üzere çeşitli kaynaklardan daha fazla
verim almak için çaba sarf ediyorlardı. Bu amaçla her üç sektörün
geliştirilebilmesi için bürokratik mekanizmayı kurarak işe başladılar. Çeşitli
meclisler kuruldu. Özellikle sanayi’nin gelişmesi için 1863 yılında kurulan
Islah-ı Sanayii komisyonunu belirtmek gerekir. Sanayi’nin Islahı ve gelişmesi, dış
rekabet’den korunması amacıyla ithal gümrük vergisinin artırılması,sergiler
açılması, İstanbul ve diğer vilayetlerde sanayi mektepleri açılması,şirketler
açılması alınan önemli tedbirlerdendir. Osmanlı üretimini dış rekabetten
korumak amacıyla ithal gümrüğünün yükselmesi teşebbüsü 1860 yıllara
rastlamaktadır.1861 den itibaren yeni ticaret anlaşmaları yapılmıştır. Bu
anlaşmalarda ithalat gümrüğü %3 oranında artırılarak yerli sanayi himaye
edilmeye başlamıştır.Gümrük vergileri 1862 de %5’den %8’e çıkarılmıştır.1867’de
İstanbul’da Islah-ı Sanayi mektebi açılmıştır.Sanayi ‘yi korumak maksadıyla
alınan diğer tedbir ise Gedik usulünün kaldırılmasıyla çözülmeye başlayan esnaf
gruplarının ve küçülen sanayi dallarını şirketler halinde birleştirmek
olmuştur.Tanzimat yöneticileri ülke kalkınmasında ekonominin önemini
kavramışlar ve gerekli teşebbüslerde bulunmuşlardır.Ekonomik faaliyetleri
organize etmek amacıyla meclis ve çalışma komisyonları kurmuşlardır.
Cumhuriyetin devraldığı sanayi mirasına gelince, öncelikle
Osmanlı sanayi tecrübesi Cumhuriyet yönetimince kesintiye uğratılmadan
devralınarak devamlılığın sağlanmış olduğunu görmekteyiz. Çünkü bir çok Osmanlı
fabrikası ve bunların makine ve teçhizatları memurları Türkiye cumhuriyetince
miras alınaraköncülük ve tecrübesinden
yararlanılmışdır. Yine belirtilmesi gereken bir hususta 19.yüzyılbir çok tarihçi tarafından Osmanlı için
gerileme ve çöküş yılları olarak görülse de yeni Türkiye’nin ekonomik ve sosyal
açıdan temellerini oluşturmuştur.Türkiye’nin sanayileşme çabaları 1840’lı
yıllardan başlamıştır.
Cumhuriyetin devraldığı sanayi müesseselerinin durumu 1921
yılında Ankara hükümetinin yaptığı sayımlardan izlemek mümkündür. İktisat
vekaleti,vilayetlere gönderdiği bir tamimle sanayi işletmelerinin adedi, onların
çalıştırdıkları işçilerin sayısı ve üretim miktarları hakkında bilgi
istemiştir. Sayım küçük kuruluşlarıda kapsayan bir tür işyeri sayımıydı. Sayıma
göre mensucat sanayinde 20.057,deri sanayinde 5347,maden sanayinde 3273,ağaç
sanayinde 2067,gıda sanayinde 1273,toprak sanayinde 704,kimya sanayinde 337
olmak üzere toplam 33.058 müessese bulunmaktadır. Bu işletmelerde toplam 76216
kişi çalışmaktadır.En fazla işçi tekstil sanayinde olup sanayi sektöründe
toplam istihdamın %46.034’nü karşılamaktadır.Kimya sanayinde toplam 337
müessese bulunmaktadır.Bunun 131 yağ 80’ni sabun ve 126’ı kimya sanayinin alt
kolları içinde bulunan diğer sanayiilerdir.1913-1915 sayımında işletme başına
ortalama işçi sayısı 53 kişi idi.Diğer taraftan imalat daki küçük üreticiliğin
yarısı da dokuma ve halı tezgahları ile terzi dükkanlarıyla ilişkiliydi.1913
sayımı sadece 1300 makine tezgahı gösterirken 1921 sayımını 16000 el dokuma
tezgahını göstermesi dokuma sanayinde çalışan küçük üreticiliğin 19.y.y da
uğradığı yıkıma karşı önemli ölçüde koruduğu anlaşılmaktadır.
Değerli okuyucular görüldüğü üzere bu kitap bir mufassal
çalışmadır. Daha sonraki yıllara da yeni bilgi ve belgelerle desteklenerek
geliştirilecektir. Bize bu çalışmada destek olan Türkiye ticaretinin en önemli
aktörlerinden İstanbul Ticaret Odası yönetim kuruluna ve başkanına en derin
teşekkürlerimi sunarım. Bu çalışmanın II.cildi ise tamamen ‘’Osmanlıdan
Cumhuriyete Kültürel ve Sosyal Mirasımızı ‘’kapsayacaktır.İnşallah o çalışmayı
da başarıyla tamamlayacağımıza inanıyorum.
Mustafa Bozdemir
İstanbul,02.Ağustos.2010
Perpa İş Merkezi A Blok Kat:13 No:2106 Şişli/İstanbul Tel:+90 212 210 08 45 Gsm: 0532 707 12 33